Loading....

Dijital Oligarşinin Yükselişine Dikkat!

Güçlü algoritmalar kişisel verilerin sahipliği üzerine yoğunlaşıyor.Kişisel verilere kimin sahip olacağını kontrol edebilmek için çeşitli haklara ihtiyacımız var. San Giorgio Bankası (Banco di San Giorgio) 1407 yılında Ceneviz Cumhuriyeti’nde kurulmuş, Avrupa ve dünyanın en eski bankalarından birisidir. Ceneviz’in malların çoğunun yönetimini elinde tutar ve son derece güçlüdür. Bu güç aslında birikmiş sermayeden gelir. Birikmiş sermayenin getirdiği güç ise halen uluslararası ilişkileri domine eder. Diğer yandan, yeni bir güç formu daha ortaya çıkmaktadır, bu güç ise birikmiş veriden kaynaklanır. Müşteri kartları, işlem hareketleri, ağ gezintileri, sosyal ağ kurma biçimleri…

Tüm bunlar birikmiş veriyi oluşturur. Ve “veri artık yeni para birimidir.” Peki bu gücün kaynağı nereden gelir? Farklı veri kaynaklarının çeşitli şekillerde bir araya getirilmesiyle bireylerin karakter, sağlık, ticari maksat ve riskleri hakkında derin bir öngörü sahibi olmak mümkündür. Gerçekteki amaç ise toplumu birey seviyesinde karakterize edip anlamlandırmaktır. Tabii ki ticari amaçlarla…

Hedeflenmiş arama sonuçları, sosyal ağlardaki içerik akışı, çeşitli film tavsiyeleri ya da reklamlar ile oluşturulan “kişiselleştirme” buradaki kilit slogan. Meseleye iyi tarafından bakarsak; kişiselleştirmeler ile doğru kişilere gerekli sağlık tavsiyeleri ve tedavi yöntemlerinin verilebileceğini düşünebiliriz. Fakat işin içinde derin etik problemler de yatmakta. Bankalar için durum aşikar; bankaya yatırdığımız paranın aslında sahibiyiz. Oraya bir şekilde paramızı emanet etmişiz gibi düşünebiliriz. Peki ya veri sahibi olmak? Geçmişte veri sahibi olmak oldukça pahalıydı, çeşitli sorgulamalar ve bilgi derlemelerine ihtiyaç duyardı. Bunların manuel bir şekilde yapılması ise hem emek hem de zaman isteyen bir uğraştı, pahalılığı da buradan kaynaklanırdı. Bugün ise sürekli arkamızda dijital ayak izleri bırakarak ilerliyoruz, artık veri sahibi olmak geçmişe kıyasla çok daha kolay ve ucuz.

Kişisel verilerimiz ilgi ve isteklerimizin bir tür yansıması; ruhumuzun dijital yansıması desek yalan olmaz. Kişisel verilerimizi bu denli kolay bir biçimde sosyal ağlara, süpermarketlerin müşteri kartlarına internetteki arama motorlarına veriyor olmamız akla ister istemez Faust’un şeytanla yaptığı antlaşmayı getiriyor.*

Dijital ruhlarımız ölümsüz olmayabilir fakat bizden daha çok yaşayacakları da kesin. Paylaşıma açtığımız şeyler sadece bizi değil çevremizdekileri de etkiliyor; eşim ve ben genetiğimiz hakkındaki bilgileri paylaşmak konusunda bir sıkıntı yaşamıyor olabiliriz, fakat bu aynı zamanda doğmamış çocuğumuzun da genomunu paylaşmak demek oluyor. Ya da durumu farklı bir açıdan yorumlayalım; marketlerin bize sunduğu müşteri kartlarını kullanmak birtakım avantajlar, indirimler sağlasa da totalde tüm ailenin yeme-içme alışkanlıklarını birileriyle paylaşmış oluyoruz.

Güncel bir devrim niteliğindeki yapay zekanın kalbinde otomatik öğrenme (machine learning) yatar. Bu alanın temel amacı ise çeşitli algoritmalar geliştirerek veriyi daha anlamlı bir şekilde okumaktır. Otomatik öğrenme teknikleri aynı zamanda yüz tanımlama hatta film tavsiyesi sunabilmede kullanılır. Elon Musk ve Stephen Hawking gibi isimler kontrolümüzün ötesine geçecek ve kendi kendini üretebilecek otonom ve duygulu bir yapay zeka karşısındaki korkularını kimi zaman dile getiriyorlar. Durumun korkulacak kısmı aslında yapay olmayan, duygulu bir zekanın henüz tam anlamıyla anlaşılamıyor olmasında saklı. Bu senaryoları aklımızın bir köşesinde tutsak da, gene de makinalar yerine gelişmiş algoritmalar sayesinde hızla artan güce sahip insanlardan/şirketlerden korkmak gerektiğine inanıyorum. Tarihteki çoğu probleme de baktığımızda, gerek birey bazında gerekse enstitü ya da devlet bazında olsun, elinde çok fazla güç barındıran kişilerin felaketlere yol açtığını görüyoruz. Makinaların yükselişini bu derece dert etmektense, bilgi oligarşisi yaratma tehlikesini kafaya takmalıyız.

Veri sahipliği konusunda daha gelişmiş modellere ihtiyacımız var, burası kesin. Banka örneğimize dönersek; bankadan paramızı çekmek, yatırımlarımızı geri almak hususunda çok da büyük zorluklar yaşamıyoruz. Peki ya kişisel veri havuzlarımızın silinmesini talep edebiliyor muyuz?

Kısacası veri birikiminin fırsatları kadar riskleri konusunda da biraz daha kafa yormaya, bu konuda ne gibi düzenlemeler getirilebileceğine dair çalışmalara ihtiyacımız var.

* http://en.wikipedia.org/wiki/Faust (kısaca; hayatından bir şekilde tatmin olmayan Faust, şeytanla bir anlaşma yapar, sonsuz bilgi karşısında ruhunu şeytana satar. )

Yazan: Neil Lawrence, Professor of machine learning at the University of Sheffield, “Beware the rise of digital oligarchy” (original title) http://www.theguardian.com/media-network/2015/mar/05/digital-oligarchy-algorithms-personal-data

Çeviri: Pınar Çalışkan

Paylaşmak güzeldir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top